İnanmışlar Yolu


 01 Nisan 2024

Günler geçtikçe geriye dönüp bakmak alışkanlık hâlini alabiliyor. En özel anlarım bir tebessüm bırakıp dolaşıyor zihnimin kıvrımlarında. Bu mutlu anlarımın içinde Ankara’da geçen kısımlar oldukça büyük bir yer kaplıyor. Evden, aileden uzakta, ayazıyla ünlü bir şehirde sıcak bir düşünce yuvası ararken İbrahim Atabey Hoca’mın odasında buldum kendimi. Hocamın bizlere gösterdiği adres, Avrasya Yazar Birliğiydi. Derneğe attığım ilk adımla beraber dergiciliğe, yazarlığa ve hatta hayatım olacak mesleğim grafikerliğe ilk adımımı da atmış oldum. 

Tanrı Dağı’nı hedefleyerek çıktığım bu kutlu yol, Gaspıralı İsmail Bey’in “dilde, fikirde, işte birlik” düşüncesiyle temelleyerek, Türk milletini birleştirmeye inanmış aydınların oluşturduğu bir enstitüye çıkardı. Işıklar altında parlayan ödüller arasından geçip Bengü yayınlarının yüzü aşkın kitabıyla karşılaşmak meraklı bir üniversite öğrencisi için cennetin ilk girişiydi. Okuduğum bölüm hocalarının olduğu ve yayın kurulunu üstlendikleri Dil Araştırmaları dergisini görmek heyecanımı daha da artırmıştı. İki külliyatın yanında Avrasya Yazar Birliğine yakışan adıyla yıldız gibi parlayan Kardeş Kalemler aklımı başımdan almıştı. Tarih okumalarında karşılaşabileceğimiz cemiyetini ve düşünce temellerini oluşturmuş bir amiral gemisiydi. Tepeden tırnağa tecrübeli bir kurumda alanında yetkin kişilerle tanışıp sohbetlerine katılmak beni durdurulamaz bir macera içerisine atılmamı sağlamıştı. Ortamın verdiği cesaretle, sınıf arkadaşım Binnur Bulut ile Çaycı adlı dergiyi çıkarmaya karar vermiştik. Ancak ilk sayıyla birlikte bürokratik engeller karşımıza çıkmıştı. Bu konuda yanına gittiğimiz her kişiden nasihat alıp geri döndüğümüzü çok iyi hatırlıyorum. Tam ikiyi gördük üçü çıkaramayız dediğimizde Yakup Hoca’mız aklımıza bile gelmeyecek bir teklif sundu ve Çaycı dergisini AYB çatısı altına bizimle birlikte dahil etti.

Benim için artık üniversite dışındaki öğrenciliğim başlamış oldu. Öyle ki her etkinlikte yeni yazarlarla tanışmam tecrübeler de kazandırıyordu. Özellikle de hafta sonları Kardeş Kalemlerin geçmiş sayılarını incelemek ayrıca bir görev gibi aklıma yerleşmişti. Ne kadar okuma meraklısı olsam da yazarlık kursuna katılmak aklıma gelmemişti. Kurstaki arkadaşlarımı beklerken Yakup Hoca’yla karşılaştığım bir anda “kursta seni de görmek istiyoruz” demesiyle yazarlığa da ilk adımımı atmış oldum. 

Sonraki üç yılla beraber yeni bir hikâye başlamış oldu. Bir okulun kalitesini en iyi gösterenler ders veren öğretmenleri ve yetiştirdiği öğrenciler olmuştur. Edebiyat akademisinin sınıfları oldukça renkli simalarla doluydu. Ankara’nın en iyi üniversitelerinden meraklı öğrencilerinin yanında, öğretmenler, değişik alanda çalışan memurlar ve hayatının uzun bir zamanını devlet görevinde geçirmiş emekliler hatta doktorlar gibi çeşitli meslek gruplarından bilgili kişiler vardı. Her kişi okuyarak ve yaşamında edindiği tecrübelerle yorumlar katıyordu. Ancak herkeste olan kendi düşüncesinin, kesin doğru bilgidir anlayışı bazen konuları içinden çıkılmaz bir sohbete sokabiliyordu. Tam da bu kısımda tecrübeli öğretmenimiz, masanın bir ucundan herkesi süzen keskin bakışlarıyla dengesi bozulan terazileri düzeltip yeniden derse, esas konulara döndürüyordu. Onlarca değişik ruh haline sahip yaramaz çocukları yatıştırıp ders anlatan Osman Çeviksoy için bizim gibi sadece aklı karışan öğrenciler çantada keklikti. Derste slayt okumak ya da bir yazar dinleyip dağılmak yerine her derste en az bir öğrencinin öyküsü okunup yorumlanıyordu. En az ünlü bir yazarın da hikayelerinden biri okunup feyz alınıyordu. Ankara'daki yazı atölyeleri öğrenci ya da hoca bulamayıp kapanırken, Edebiyat Akademisi öğrencilerinin içinden yeni öğretmenler yetişiyordu. En tembelimizin bile birkaç öyküsü dergilerde ve seçki kitaplarda yayımlanıyordu. Elbette ki bu yazıların çıkmasında en büyük emek Osman Çeviksoy Hoca’mıza aitti. Her yaştan olan öğrencilerinin yazdıklarını ince eleyip sık dokuyarak gözden geçirip yazmayanları da derslere katılmaya teşvik ediyordu. 

Has bahçede düzenlenen yemekler, Bengü yayınevinden çıkan kitapların tanıtım toplantıları, Kabakçı konağında düzenlenen Mürekkebi Kurumadan gecesi atölyede yazdıklarımızı ilk okuyucularıyla buluşturduğumuz etkinliğimiz, öncesinde ve sonrasında üniversitelerden hocalarla ve ünlü yazarlarla birebir sohbet etme şansını yakaladığımız onca etkinlikle gördük ki dersin sadece belli saatler içerisinde Avrasya Yazarlar Birliği kütüphanesinde işlenmediğidir. Öğrenmek isteyen için her toplantı dersten notalar taşıyordu. 

Akademinin her yaştan heyecanlı öğrencilerinin en sevdiği etkinlik ise AYB’nin dar odalarında oturup çay eşliğinde muhabbettimizdi. Özellikle de bu sohbetler Yakup Hoca’nın da bulunduğu zamana denk geldiğinde bir ders daha başlayıp kitaplarda bulunmayacak ünlü yazar/şair anılarıyla dolup taşardı. Ders bittikten sonra da öğrencinin peşini bırakmayıp her toplantıda yazmaya teşvik edip Kurgan dergisinde öğrencilerin yazılarını yayınlayıp yüreklendiren Hüseyin Özbay Hoca’mız da akademinin başarısının mimarlarındandır. Üniversitelerde bazı ünvanlar yazılmaz ‘hocaların hocası’ da bunların başında gelir. Türk dünyasından onlarca ödül almış, yaşayan Dede Korkut Ali Akbaş Hoca’mız. Her akademinin böyle alanına gönül vermiş bilgeye ihtiyacı olduğunu derslerde bizlere göstermiştir. Ali hoca, edebiyatı, şiiri anlatırken dünyayı silip atan size de unutturan sihirli bir yeteneğe sahiptir. 

En önemli motivasyon da Türklük bilincine sahip hocalarımızın bu yola inanıp kapıdan öyle giriyor olmaları başarının esas temellerindendir. Onların inancı da etraflarında kısa sürede hissedilip bir aidiyet duygusu oluşturmaktadır. Benim hayat gayesine kapılıp bıraktığımdan beridir. Sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla Akademi, Ankara’yı aşmış Balkanlara ve diğer illere de çevrimiçi derslerle ulaşmıştır. 

Üniversite yıllarını dolu dolu yaşamak her öğrenciye nasip olmaz. Hele ki ailesinden uzaktaki bir öğrenciye Has Bahçede akademideki hoca ve öğrencileri organize edip süpriz doğum günü hazırlayan Binnur Bulut, Tuğba Dinç Günay ve Büşra Bener gibi dostlar az bulunur. Azize Kaya, Sema Tanrıverdioğlu Ersöz, Ataman Kalebozan gibi değerli hocalarımıza sınıf arkadaşlığından ziyade öğretmenlik ve ablalık yaptıkları için ayrıca teşekkür ederim. Geçmişe hasretle baktıran hocalarıma, büyüğüm, küçüğüm her sınıf arkadaşıma da teşekkürü borç bilirim. İyi ki sizinle tanışmışım.

 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 208. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 208. Sayı