YIL: 8  /  SAYI: 93  /  Eylül - 2014
Avrasya Yazarlar Birliği tarafından yayımlanmaktadır.

 

Kazak Edebiyatının
Abidevî Şairi Şakarim Sıdıkov, Yerlan

1. Baskı, 412 S. Temmuz 2014, Ankara,
ISBN: 978-605-5988-88-3, Bengü Yayınları


Cemile KINACI *



Cemile KINACIRusya’da yaşanan 1917 Ekim İhtilâli, sadece Rus halkı için değil, Rusya idaresinde yaşayan bütün Türk halkları için dönüm noktasıydı. İhtilâlden sonra Rusya’da yeni bir dönem başladı. 1991’e kadar süren bu uzun ve zorlu dönem Sovyet devriydi. Çarlık Rusya idaresi altında yaşamanın sıkıntısını çok iyi bilen Türk halkları, 1917 Bolşevik İhtilâli’ne umutla baktı, ancak kısa bir süre içinde aslında değişen çok şey olmadığını yaşayarak acı tecrübelerle öğrendi. Sovyet devrinde Türk halkları maddî ve manevî olarak her türlü sıkıntıya maruz kaldı. Açlık ve kıtlığın yanı sıra, bay1, halk düşmanı, sınıf düşmanı, milliyetçi, Türkçü, Sovyet karşıtı gibi gerekçelerle suçsuz yere tutuklanmalar, sürgünler, idamlar… Özellikle Stalin döneminde 1920’li yılların sonu ile 1930’lu yılların sonunda yaşanan büyük aydın kırgınları Sovyet idaresi altında yaşayan Türk halklarının önderlerinin yok olmasına neden oldu. Sovyet idaresi altındaki Türk halkları, şair, yazar, fikir adamı, gazeteci, siyasetçi gibi önde gelen, eğitimli ve halka önderlik eden aydınlarını bu kırgınlarda kaybettiği için, her türlü Sovyet asimilasyonuna ve baskısına karşı savunmasız kaldı. Sovyet idaresinde yaşayan Türk halklarının başından geçen bu kara geçmişin izleri bu gün bile halen zaman zaman etkisini hissettirmektedir.

Sovyet devrinde Stalin’in Büyük Teröründe2 hayatını kaybeden Türk aydınları, sadece öldürülmekle kalmamış, onlardan geriye kalan bütün kültürel miras da yok edilmiştir. Böylece Türk halkları bu önder şahsiyetlerinden tamamen mahrum kalmıştır. Sovyet devrinde Stalin’in aydın katliamlarında hayatını kaybeden şairlerin ve yazarların eserlerini okumak, hatta evde bulundurmak dahi yasaklanmıştır. Bu aydın şahsiyetlerin isimleri her türlü kitaptan çıkarılmış, adlarını anmak bile suç sayılmıştır. Tek suçları, mensubu oldukları halklarını ve vatanlarını sevmek, tek gayeleri halklarını eğitip onları aydınlatmak ve bir aydın olarak vatanlarına ve milletlerine karşı sorumluluklarını yerine getirerek hizmet etmek olan bu aydınların isimleri tamamen Türk halklarının hafızasından sökülüp atılmaya, bütünüyle silinmeye çalışılmıştır. Uzun yıllar yasaklı olan bu abidevî şahsiyetlerin üzerlerindeki yasak, ancak Sovyetler Birliği’nin son yıllarında kalkmıştır. Böylece Sovyet idaresi altındaki Türk halkları yeniden bu değerli şair ve yazarlarından haberdar olabilmiş, onların geride bıraktıkları kültürel mirasa geç de olsa ulaşmışlardır.

Sovyet devrinde yasaklı olan pek çok şair ve yazar ile ilgili tarafsız ve gerçekçi yayınlar ancak 1991’den sonra bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti kurulduktan sonra yapılmaya başlanmıştır. Özellikle biyografiler bu abidevî şahsiyetlerin yeni nesiller tarafından yeniden keşfedilmesinde oldukça önemli bir işlev görmektedir.

Sovyet devrinde yasaklı olan abidevî şahsiyetlerden biri, Kazak şairi Şakarim Kudayberdi’dir (1858-1931). O, Kazak halkı içinden çıkan büyük bir aydındır. Şakarim, şair, tercüman, müzisyen, tarihçi ve filozof kimliğiyle Kazakların yetiştirdiği çok yönlü aydın bir şahsiyettir. Şakarim, öncelikle kendini yetiştirip değiştirerek dünyayı değiştireceğine inanmıştır. Bu suretle dünyayı mükemmelleştirmek isterken aslında kendini mükemmelleştirmiştir. O, canlı bir ahlak timsalidir. Sovyet rejiminin onun adını anmayı yasakladığı dönem sona erip itibarının iade edilmesinin ardından Şakarim’in hayatı ve eserleri hakkında çeşitli çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Ancak Sovyet devrinin zor günleri geride kalmasına, Şakarim’in başlıca tarihî, felsefî ve otobiyografik eserlerinin artık ulaşılabilir olmasına rağmen, şairin kapsamlı olarak hayatının anlatıldığı bir eser yoktur. Özellikle de Türkiye Türkçesinde bu eksiklik söz konusudur. Ancak L. Gumilov-Avrasya Üniversitesi Rektörü Yerlan Sıdıkov tarafından kaleme alınan Kazak Edebiyatının Abidevî Şairi Şakarim adlı eseri Lazzat Urakova tarafından Rusçadan Türkiye Türkçesine çevrilerek Temmuz 2014’te Bengü Yayınları tarafından Türkiye Türkçesine kazandırılmıştır. Böylece Kazakların abidevî şairi Şakarim’i, Türk okuyucusu da tanıma imkânı bulmuştur.

Yerlan Sıdıkov’un Şakarim biyografisi, altı bölümden oluşan hacimli bir eserdir. Hakkındaki bilgilere daha çok amcası Abay ile ilgili kaynaklardan dolaylı olarak ulaşılabilen Şakarim, bu eserde daha ayrıntılı olarak, sadece görülen somut dünyası yanında, düşünce ve ruh dünyası ile de ayrıntılı olarak ele alınmış ve Şakarim’in mükemmelliğe giden, fikrî olgunluğa erişme evresi dönem dönem ayrıntılı olarak ortaya konulmuştur.

Birinci Bölüm, Şıngıstav; Kaynaklar ve Doruklar adını taşımakta ve sekiz alt başlıktan oluşmakta. Bu bölümde Kazakistan’ın Şıngıstav bölgesinin Baykoşkar Nehri kıyısındaki Kenbulak köyünde dünyaya gelen Şakarim’in ailesi ve yetiştiği çevre ile ilgili bilgiler yer almakta. Şakarim’in çocukluğu ve onun yetişmesi bu bölümde işlenmekte. Şakarim, büyük Kazak şairi Abay Kunanbay’ın yeğeni olduğu için, o da Argın boyuna mensup Tobıktı uruğundandır. Dolayısıyla Şakarim’in ailesine ait bilgiler de Kunanbay Hacı, onun oğlu Abay ve Kunanbay soyuna mensup Şakarim’in diğer aile büyüklerine dair bilgilerdir. Şakarim, Kunanbay’ın Künke adlı eşinden dünyaya gelen Kudayberdi’nin oğludur. Büyük Kazak şairi Abay ise Kunanbay’ın Ulcan adlı eşinden dünyaya gelmiştir. Şakarim, büyük Kazak şairi olan amcası Abay’ın gözetimi altında yetişmiştir. Dolayısıyla Şakarim’in fikriyatının oluşmasında Abay’ın tesiri büyüktür. Genellikle Şakarim’in ailesi hakkında bilinenler Muhtar Avezov’un yazdığı Kazak halkının ansiklopedisi olarak bilinen Abay Yolu romanına dayanmaktadır. Ancak Abay Yolu romanı Sovyet devrinde kaleme alındığı için, Avezov eseri Sovyet ideolojisine uygun bir şekilde kurgulamıştır. Elbette romanda tarihî gerçekler olmakla birlikte, romanın kurmaca olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Dolayısıyla Muhtar Avezov, Sovyet devrinde Sovyet ideolojisine ters düşmeyerek romanını yayımlatabilmek için, romanın bu kurmaca dünyasından oldukça faydalanmıştır. Yerlan Sıdıkov, Şakarim biyografisinde Abay Yolu romanındaki kurmaca dünyanın aksine, tarihî gerçeklere ayrıntılı olarak yer vermiştir. Eserde, Şakarim ve ailesi hakkında Abay Yolu romanındakinin aksine, bazı yerli ve yabancı kişilerin hatıratları ile raporlarından hareketle gerçek bilgiler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anılardaki Kunanbay’ın Abay Yolu romanındaki her türlü kötülüğü bünyesinde barındıran, zengin taraftarı, fakirleri ezen, emekçi halkın kanını sömüren, daima fakirlere zulmeden “kötü karakterli Kunanbay”dan çok daha farklı, döneminde herkes tarafından sevilen sayılan, Kazak halkının önde gelen, sözü dinlenen bir bölge idarecisi olduğu, ayrıca eğitime büyük önem verdiği, ceditçi düşüncelere sahip olduğu, uruğundaki çocukların eğitimi için maaşını ödeyerek molla tuttuğu gibi bilgiler Yerlan Sıdıkov’un bu hatıratlardan aktardıklarından öğrenilebilmektedir. Şakarim’in Sovyet idaresi tarafından öldürülüp adının anılmasının yasaklanmasından dolayı, Muhtar Avezov Abay Yolu romanında Şakarim adını kullanmayarak, Şakarim yerine Şubar adını kullanmayı tercih etmiştir. Romanda Şakarim’i temsil eden Şubar karakteri, gerçek hayattaki Şakarim’in tam aksi özelliklerdedir. Şubar, kibirli, sinsi, makam mevki düşkünü, açgözlü, kurnaz, yalancı gibi kötü özelliklere sahiptir. Abay Yolu romanında Şubar, her türlü olumsuz özelliği bünyesinde toplayan olumsuz bir roman kahramanı olarak tasvir edilmiştir. Dolayısıyla Yerlan Sıdıkov’un Türkiye Türkçesine çevrilen Şakarim biyografisi, bu güne kadar özellikle Abay Yolu romanından hareketle tanıdığımız Şakarim’i ve ailesini daha doğru öğrenebileceğimiz bir kaynak kitap niteliğinde. Ayrıca Birinci Bölüm’de, Şakarim’in iyi bir avcı olduğunu, Kazaklar arasındaki millî sporlardan olan kartalla avcılıktaki maharetini de öğrenmek mümkün.

Üç Durum Yasası ve Manevi Gezinti başlığını taşıyan İkinci Bölüm, altı alt başlıktan oluşmakta. Bu bölümde Şakarim’in, amcası Abay ile birlikte Semey’deki Çarlık karşıtı sosyalist fikirlere sahip Rus sürgünler Yevgeniy Petroviç Mihailis ve Nifont İvanoviç Dolgopolov ile tanışmalarına, onlarla arkadaşlık kurarak onların katkılarıyla genişletilen şehir kütüphanesinde pek çok esere ulaşıp kendilerini geliştirmelerine, sürgün Ruslar aracılığıyla Rusya ilim ve kültür çevresinden haberdar olmalarına değiniliyor. Bu bölümün en önemli olayını ise Şakarim’in Nogay kızı Ayganşa ile evliliği oluşturmakta. Şakarim, Kazaklar arasında yaşayan Kazan’dan gelen Nogay asıllı Mahmut’un evine misafir olduğunda, Mahmut’un torunu Ayganşa’yı görür görmez ona âşık olur. Nogaylarda birden çok kadınla evlilik geleneği olmamasına rağmen, Kazaklar arasında birden çok eş alma geleneği yaygın olduğundan Şakarim, ilk eşi Mauen üzerine güzel Nogay kızı Ayganşa ile evlenmek ister. Ayganşa’nın dedesi Mahmut, bu düşünceye şiddetle karşı çıkar. Ancak Şakarim ilk eşi Mauen üzerine kuma olarak Ayganşa’yı kaçırarak onunla evlenir. Dünür düşülmeden geleneklere aykırı olarak gerçekleşen bu evlilik, aslında Kunanbay ile iyi ilişkiler içinde olan Nogay ailenin Kunanbay ailesi ile ilişkilerini bozar. Bu uygunsuz evlilik nedeniyle karışık ve sıkıntılı bir süreç yaşanır. Abay’ın aracı olarak devreye girmesi ve Şakarim’in yaptığı bu suç nedeniyle Ayganşa’nın ailesine ceza olarak ödenmesi kararlaştırılan hayvanları ödemesi üzerine aileler arasında ilişkiler yeniden yoluna koyulur ve kargaşa dönemi atlatılır. Yine bu bölümde verilen bilgilerden Şakarim’in İsmail Gaspıralı ve onun ceditçi fikirlerinden etkilendiğini, kendisini eğitim aracılığıyla yetiştirerek inancını sağlamlaştırmaya çalıştığını, ulaşabildiği bütün dinî kitapları okuduğunu, özellikle Kur’ân-ı Kerim’i sık sık okuyup tefsirini idrak etmeye çalıştığını öğreniyoruz.

Üçüncü Bölüm, Sezgiler ve Önseziler olarak adlandırılmış. Bu bölümde beş alt başlık var. 1904 yılında Şakarim’i derinden etkiyen amcası Abay’ın ölümü ve Abay’ın ölümünün ardından 1908 yılında Abay’ın şiir kitabının yayımlanması bu bölümde anlatılmakta. Ayrıca Şakarim’in o dönemde çok zor olmasına rağmen hacca gitmeye karar verişini, o dönemde Türkistanlı ve İdil-Urallı bütün hacılar gibi İstanbul üzerinden gerçekleştirdiği maceralı hac yolculuğunu da bu bölümden öğreniyoruz. Hacı Şakarim’in 1907-1909 yılları arasında büyük Rus yazarı Tolstoy’dan etkilenmeye başlamasına ve Şakarim’in iç dünyası ile Tolstoy’un iç dünyası arasındaki yakınlaşmaya da bu bölümde yer verilmiş. Şakarim, Tolstoy’un yazdıklarından, hatta onun yaşadığı inziva hayatından bile derinden etkilenir. Şakarim’in Tolstoy’un dünyasını derin bir şekilde tanımaya başlaması, daha sonra 1912 yılında Şakarim’in de Kenkonıs adlı yerde tıpkı Rus yazarı Tolstoy gibi ilk inziva tecrübesini yaşamasına sebep olur. Şakarim, Kenkonıs’ta 1912 yılından başlayarak altı yıl süren bir inziva hayatı yaşar. Bu sürede kendi ile baş başa kalan şair felsefî düşüncelerle ilgilenir. Ayrıca Şakarim’in 1911 yılında Türklerin, Kırgızların, Kazakların ve Han Sülalelerinin Şeceresi ile Müslümanlığın Şartları adlı iki ayrı kitabı Orenburg’da yayımlanır. Şakarim, 1912 yılında ise Kalkaman-Mamır ve Enlik-Kebek destanlarını kendisi parasını ödeyerek yayımlar. Şakarim’in dönemin önemli yayın organlarındaki yazılarından da bu bölümde haberdar oluyoruz. Şakarim, editörlüğünü Ahmet Baytursınov’un yaptığı 1913-1918 yılları arasında Orenburg’da yayımlanan Kazak gazetesinde ve editörlüğünü Muhammetcan Seralin’in yaptığı 1911-1915 yılları arasında Troisk şehrinde çıkan Aykap dergisinde çeşitli yazılar yazar. Kazakların o dönemdeki en önemli yayınları olan bu gazete ve dergide fikrî tartışmalara katılır. Bu bölümde ilgili gazete ve dergi sayılarından verilen alıntılarda Şakarim’in kendi döneminde her zaman okuyan, yazan ve düşünen bir Kazak aydını olduğu görülmektedir.

Dördüncü Bölüm, Gidiş ve İnziva Hayat başlığını taşıyor. Bu ana başlık dört alt başlıktan oluşuyor. Dördüncü Bölüm Şakarim’in sade evinde, çok az şeyle yetinerek geçirdiği inziva hayatıyla başlıyor. Bu inziva sürecinde Şakarim, ailesinden ve hiç kimseden gıda dahi istemez, sadece kendi avladıklarıyla beslenir. Onun sadece birkaç koyunu ve devesi vardır. Bu inziva süreci, onun için bir çile doldurmadır. Bu dönem, sabrı, az şeyle yetinmeyi öğreten ve tevekkül aracılığıyla mükemmelleşmeyi getiren bir süreçtir. Ardından Çarlık İdaresi’ne karşı Türkistan’da başlayan 1916 İsyan süreci yine bu bölümde ele alınmaktadır. Çarlık İdaresi’nin Türkistan’dan 19-43 yaş aralığındaki erkekleri seferberlik ilan ederek I. Dünya Savaşı’nda cephe gerisinde, silahsız olarak savaşa alma kararı üzerine Türkistan’da Çarlık İdaresi’ne karşı şiddetli bir isyan hareketi başlar. Kazak gazetesi etrafında birleşen milliyetçi Kazak aydınları özellikle Ahmet Baytursınov, Alihan Bökeyhanov ve Mirjakıp Duvlatov Kazak halkını itidale çağırır ve halkın isyan hareketine engel olmaya çalışır. Çünkü o günün şartlarında teknolojik silahlardan mahrum olan ve düzenli bir askerî gücü bulunmayan Kazak halkının teknolojik silahlara ve askerî güce sahip olan Çarlık karşısında başarılı olamayacağı, buna mukabil Çarlık’ın bu isyanı çok acımasızca bastıracağı açıktır. Dolayısıyla Alaşçı aydınlar da olarak bilinen milliyetçi Kazak aydınları bu isyan sırasında Kazak halkını sağduyulu olmaya ve gerçekleri görmeye çağırır. Bu dönemde özellikle Torgay bölgesinde Amangeldi İmanov’un başlattığı isyan hareketi çok büyür, Çarlık’ın devrilmesinden sonra bu isyan sona erer. Çarlık’ın yıkılma sürecinde Şakarim’de pek çok Türkistanlı gibi Çarlık’ın devrilmesine sevinir. O, Çarlık’ın devrilmesinden sonra halkın hayatının değişeceğini düşünür. O güne kadar yapılan Rus zulmü sadece Çarlık ile özdeşleştirildiği için Şakarim de Çarlık’ın devrilmesinden sonra özgürlüğün ve bağımsızlığın geleceğine inanır. Yaşanan gelişmeler, o dönemde halen Kenkonıs’ta inziva hayatı yaşayan Şakarim’in şiirlerine de yansır. Şakarim’in şiirlerinde iyimser duygular dikkat çeker, Özgürlük Şafağı Doğdu adlı şiiri şairin bu dönemde yeni umutlarla yazdığı şiirlerindendir. Bu bölümde Kazak kültürel hayatında oldukça önemli bir yere sahip olan Alaş Orda Hareketi ile ilgili geniş bilgi de yer almakta. Özellikle 1917 İhtilâli sonrasında milliyetçi Alaş Orda Partisi’nin kurulması, akabinde Alaş Orda Hükümeti’nin oluşturulması ve 1919 yılına kadar yaşayan bu Hükümet’in Bolşevik baskıları sonucunda faaliyetlerini durdurmak zorunda kalması ve dağılması bu bölümde ayrıntılı olarak işlenmekte. Şakarim, Alaş Partisi içinde yaşça en büyük olan saygın kişilerden biridir. O, bazı konularda Alaş Orda Parti programı ile aynı görüşlerde olmamasına rağmen, Kazak halkının geleceğiyle ilgili fikirleri ve halkın karşısındaki sorumluluğu nedeniyle Alaş Orda mahkemesi üyeliği görevini de kabul eder. Ancak Şakarim, uygulamada çıkan bazı sorunlar nedeniyle çeşitli fikir ayrılıkları yaşadığı için, bu görevini bırakıp yeniden Şıngıstav’daki hayatına dönme kararı alır. O, bu dönemde şairliği tercih eder, ülkede yaşanan İç Savaş nedeniyle Alaşçıların hayallerinin gerçekleşmesinin imkânsızlığını görür. Bu bölümün son alt başlığı olan Şair Fikri Hür Olur alt başlığı, Şakarim’in mücadelenin anlamsızlığını fark ederek siyasî işlerden uzaklaşıp şairlikle uğraşmayı tercih ettiği işte bu dönemi işlemekte.

Beşinci Bölüm, Vicdan Bilimi olarak adlandırılmıştır. Bu bölümde beş alt başlık bulunuyor. Beşinci Bölümde, Kazakistan’da Sovyet İdaresi’nin kurulmasıyla birlikte Şakarim’in hayatında ızdıraplı bir sürecin başlaması işlenmekte. Kazakistan’da başlayan özel mülkiyetlerin devletleştirilme süreci, kollektifleştirme faaliyetleri, Kazak bozkırında acımasız Goloşekin dönemi, Kazakistan’da yaşanan büyük açlık süreci, bütün bu zorlu süreç ile birlikte Şakarim’in Sovyet yönetimi tarafından takibatı bu bölümde işlenen önemli konulardan. 1924 yılında özel mülkiyetlerin devletleştirilmesi nedeniyle Şakarim’in Kenkonıs’ta inziva hayatı yaşadığı, derin düşüncelere daldığı, zamanını şiirler ve yazılar yazarak edebî faaliyetlerle geçirdiği evi de elinden alınır. Şakarim her ne kadar yeni yönetimden uzak durmaya, onunla açık bir şekilde zıtlaşmamaya gayret gösterirse de artık Sovyet yönetimi onun topraklarına da ulaşır. Onun Kenkonıs yaylasında bulunan arazileri buğday yetiştirmeleri için Rus göçmenlerine verilir. Dolayısıyla Şakarim bir daha o bölgeye gitmek istemez ve yaz mevsimlerini kendi doğduğu Bakanas yaylasında geçirmeye başlar. O, daha çok akrabalarıyla ve torunlarıyla ilgilenir, onlarla zaman geçirir. Sovyet Hükümeti’nin 1928 yılında aldığı karara göre geçmişte “halka zulmeden” zenginler ve asillerin mallarına el konularak devletleştirilir. Dolayısıyla bu karar, çok sayıda hayvanı olanları, soylu aileden gelenleri, Çarlık devrinde bölge idareciliği yapmış kişileri yakından ilgilendirmektedir. Şakarim de Kunanbay gibi hem Çarlık idarecisi olan hem de asilzade olan bir soydan geldiği için bu nedenle Sovyet Hükümeti’nin mücadele içinde olduğu kişiler arasında yer alır. Bu sebeple Sovyet Hükümeti, Şakarim’i halk mahkemesinde yargılayarak mülksüzleştirip sürgün etmeye karar verir. Şakarim, çeşitli köy kurullarında defalarca yargılanır. Ancak bu yargılamalarda herkes onun Kunanbay ailesinin bir üyesi olup varlıklı olmasına, idarecilik yapmasına, hizmetinde işçileri bulunmasına rağmen kimseye haksızlık yapmadığı, zulmetmediği ve son derece dürüst bir kişi olduğu yönünde ifadeler verir. Bu sebeple Şakarim bütün köy kurullarında aklanır. Köy kurullarının yargılamaları sonucunda suçlanamayan Şakarim’i mutlak surette cezalandırma niyetinde olan Sovyet makamları en sonunda onun durumunu Semey’de Zoton İşçi toplantısında ele almaya karar verir. Ancak Şakarim, hakkında isnat edilen Çarlık idarecisi olmak, Hacca gitmek, işçi çalıştırmak, Alaş Orda üyesi olmak ve Kunanbay gibi üst düzey bir Çarlık yöneticisinin torunu olmak suçlamalarına rağmen, bütün işçilerin onun hakkında olumlu oy kullanması sonucunda mülksüzleştirme kararından kurtulmayı başarır. Zaten el konulacak çok fazla malı olmayan Şakarim’in bazı akrabaları Kazakistan’ın güney bölgelerine sürgün edilir. Bu dönemde her ne kadar Şakarim’in mallarına el konulmasa da, 1928 yılında Şıngıstav’da Şakarim’e yakın olan pek çok Alaş Orda üyesinin mallarına el konulur, onlar sürgün edilir. Bunlar arasında Alaş Orda üyesi olan Halil Gabbasov ve Abay’ın oğlu Turagul İbragimov da vardır. Mülksüzleştirme sırasında Şakarim’in uruğu olan Tobıktı uruğu mensupları neredeyse tamamen mülksüzleştirilir ve sürgüne gönderilir. Şıngıstav’ın adeta manevî yıldızı olan Şakarim, o gün için her ne kadar kurtulmuş olsa da Sovyet Hükümeti’nin onu mutlak surette cezalandırma düşüncesi açıktır. Şakarim, takipten kurtulur kurtulmaz Sayat Kora’da yine kendi kendine inziva hayatı yaşamaya başlar. Ancak burası onun için Sovyet makamlarından gizlenme amacıyla saklandığı bir yer değildir, çünkü o dönemde herkes meşhur şair ve filozof olan Şakarim’in inzivaya çekildiği bu mekânı bilmektedir. Kazak bozkırında mülksüzleştirme sonucunda 1929 yılında baş gösteren açlığı ve aralarında Turar Rıskulov’un da bulunduğu Sovyet Hükümeti yetkilileri tarafından Şakarim’e yazılan ve onu Alma-Ata’ya çalışmaya davet eden mektubu da yine bu bölümde yazılanlardan öğreniyoruz. Ancak Şakarim, aslında Sovyet Hükümeti adına çalışarak rahat bir hayat sürebilecekken bu daveti reddeder. 1928-1929 yıllarında Sovyet idaresinin mülksüzleştirme faaliyeti son hızla sürdürülür ve halkı açlığa götürme noktasına varana kadar Kazak halkının mallarına el konulmaya devam edilir. 1930’a gelindiğinde, Sovyet Hükümeti’nin bu politikaları doğrultusunda Şakarim’in oğulları da tutuklanır. Son olarak Şakarim de tutuklanır. Onun bütün malları elinden alınır. Birkaç gün hapiste kalan Şakarim, bulunduğu bölge sınırları dışına çıkmama şartıyla serbest bırakılır. Şakarim, eleştirel düşünceye açık olmayan, kendinden başkasının fikrini hiçbir şekilde dikkate almayan, Bolşevizm fanatizmine ve dolayısıyla Sovyet yönetimiyle elbette zıt düşmektedir. Çünkü Şakarim’in iç dünyası ile Sovyet yönetiminin bu yaklaşımı tamamen taban tabana zıttır. Dolayısıyla er ya da geç Sovyet Hükümeti’nin onu cezalandıracağı kesindir. Zaten o dönemde Sovyet idaresi tarafından tek cezalandırılan o değildir, bu bölümde 1922-1933 yılları arasında yönetime karşı gelmek ve devletten mülk saklamak suçundan 33 bin kişinin mahkûm edildiğini öğreniyoruz. Mahkûm edilenler arasında Şakarim’in oğulları ve yakınları da vardır. Özellikle Şıngıstav isyanı bu bölümün önemli olaylarından biri ve Sovyet Hükümeti’ne karşı Şıngıstav’da çıkan bu isyan, bu bölümde ele alınan son alt başlığı oluşturuyor. Kazakistan’da Sovyet idaresinin aktif olarak kurulmasına kadar kendi kitaplarını kendi parasıyla bastıran Şakarim, ölüm yılı olan 1931 senesinde artık kendi parasını vererek kitaplarını bastıramaz. Çünkü Sovyet devrinde yayınevleri tamamen devlet kontrolünde olduğu için, sadece siyasî yöneticilerin izni doğrultusunda kitap basılabilmektedir. Dolayısıyla Şakarim de artık daha önce yaptığı gibi kendi parası ile kitaplarını bastıramaz olmuştur. Hatta Kazak devlet yayınevinin baş editörü Sabit Mukanov, Şakarim’e mektup göndererek eserlerinin yayımlanması konusunda yardımcı olacağını söylemesine ve bu sebeple Şakarim el yazmalarını Mukanov’a göndermesine rağmen, Şakarim’in eserlerinin yayımlanmadığını da yine bu son başlıkta anlatılanlardan öğreniyoruz. Beşinci Bölüm’ün son başlığı olan Şıngıstav isyanı, 1931 yılında eylül başında gerçekleşir. İsyanın önderleri arasında Tobıktı uruğunun mensupları da vardır. Şakarim’in oğlu Ziyat’ın da içinde bulunduğu isyancılar, bölgelerindeki öğretmeni ve eşini Sovyet ajanı olduğu gerekçesiyle öldürdüklerinden, Sovyet Hükümeti bu isyanı şiddetli bir şekilde bastırma kararı alır. Ancak isyancılar dağlarda saklanır, onların amacı bir süre Sovyet güvenlik güçlerinden dağlarda gizlenmek ve akabinde Çin tarafına geçip kurtulmaktır. Sovyet görevlileri Şıngıstav’da isyancıları takibe başlar, onları bulduğu anda öldürecektir. Elbette bu dönemde Sovyet yetkilileri tarafından Şakarim’in de bu isyanın öncüleri arasında olduğu, isyancıları teşvik ettiği düşünülür. Şakarim bu kargaşa döneminde olaylardan uzak durmak niyetiyle on gün kadar ortada görünmez. Ancak bu durum işleri iyice karıştırır, çünkü yetkililer onu yönetimden saklandığı gerekçesiyle “çete üyesi”, hatta isyanın lideri olabilir diyerek yetkili makamlara rapor eder. Böylece Şakarim de artık resmen Sovyet Hükümeti’ne karşı faaliyet yürüttüğü için aranan ve bulunduğunda öldürülmesi gereken Şıngıstav isyancıları arasında yer alır.

Son bölüm olan Altıncı Bölüm Unutulmuşluğun Işığı başlığını taşıyor. Bu bölüm üç alt başlıktan oluşuyor. Şairin devamlı sorgulanması, Şıngıstav isyanının sonu ve şairin Sovyet görevlileri tarafından 1931 yılında öldürülmesi, “halk düşmanı” ilan edilerek eserlerinin ve hatta adının anılmasının yasaklanması, ancak Sovyetler Birliği’nin son dönemlerinde itibarının iade edilmesi ile birlikte eserleri üzerindeki yasağın kalkarak yeniden Şakarim mirasının Kazak halkıyla buluşması son bölümde işlenen konulardan. İçlerinde Şakarim Hacı’nın oğlunun da bulunduğu Şıngıstav isyancıları, 3 Ekim günü Çin sınırına geçecekleri zaman Şakarim’in onları uğurladığı sırada, Sovyet görevlileri tarafından pusuya düşürülerek üzerlerine ateş açılır. O sırada Şakarim hiçbir karşılık vermemesine rağmen, etrafını saran çok sayıda insanın gözleri önünde Şakarim’in tam kalbine ateş edilerek Şakarim öldürülür. Yetkililer Şakarim’in defnedilmesine bile izin vermez. Şakarim hakkında, Sovyet karşıtı faaliyette bulunduğu ve Sovyet temsilcilerine ateş açtığı ilgili makamlara rapor edilir. Sovyet devrindeki Şakarim’in sanatının anılması hakkında çıkarılan yasak, buna binaen çıkar. Elbette bu yasak sadece Şakarim’in şahsı ile sınırlı kalmaz. Şakarim’in akrabaları ve hatta onu iyi tanıyan kişiler de cezalandırılır. Özellikle Alaş Orda üyelerinin tamamı sürgün ve ölüm cezasına çarptırılır. Şakarim’in adı ve sanatının aklanması Stalin devrinde imkânsızdır. Hatta bu sebeple Muhtar Avezov Abay Yolu romanında Şakarim yerine Şubar ismini kullanır ve Şubar’ı romanın olumsuz kahramanı olarak kurgular. Ancak Stalin’in ölümünün ardından Şakarim’in aklanması yönünde ümit ışığı belirir. Onu tanıyan kişiler ve akrabalarının devlet makamlarına yazdığı dilekçeler sonucunda, 1958 yılında Şakarim’in şuçlandığı dava delil yetersizliğinden dolayı kapanır. Dolayısıyla artık bu karar ile şairin adını anan hiç kimse suçlu sayılmayacaktır. Bu karara binaen şairin eserleri yayımlanabilecek ve okunabilecektir. Üstelik şairin ailesine itibarının da iade edilmesi gereklidir. Ancak bu olumlu gelişme çok uzun sürmez. Şairin ölüm emrini veren ve hakkında raporlar yazarak şairin adının ve sanatının yasaklanmasına neden olan Karasartov adlı Sovyet yetkilisi devreye girer. O, Sovyet makamlarına karşı dilekçeler vererek ne yaptıysa “Sovyet iktidarının çıkarları uğruna” yaptığı konusunda eskiden olduğu gibi “demogojiye” devam eder. Bu sebeple ne yazık ki Şakarim’in aklama kararı tekrardan gözden geçirilir ve o gün için eserlerinin basılması mümkün olmaz. Şakarim’in oğlu Ahat, vurulduğunda defnedilmesine izin verilmeyen babasının naşını 1958 yılındaki aklama kararından istifade ederek ancak 1961 yılında gerektiği şekilde defnetme imkânı bulur. 1962 yılında Semey’de Şakarim’in hayatı ve edebî mirasını araştırmakla görevli bir komisyon kurulur. 1963 yılında Alma-Ata’da da Şakarim’in edebî sanatını araştırmayı amaç edinen bir komisyon oluşturulur. Ancak şairin eserlerinin basılması yine de mümkün olmaz. 1964 yılında şairin oğlu Ahat, Sovyetler Birliği Komünist Partisi Birinci Sekreteri Nikita Kruşçev’e mektup yazarak Şakarim’in eserlerinin basılması konusunda yardım istemesine rağmen, ne yazık ki Şakarim’in eserlerinin basılması konusunda yine olumlu bir sonuç alınamaz. Şakarim’in tam olarak aklanıp eserlerinin yayımlanması diğer pek çok aklamanın gerçekleştiği perestroyka olarak bilinen yeniden yapılanma döneminde, yani Sovyetler Birliğinin son yıllarında ancak gerçekleşir. Nihayet 1988 yılında Aklama Komisyonu çalışmalarından sonra, Kazakistan Komünist Partisi Merkez Komitesi Komisyonu’nun Şakarim Kudayberdiyev’in suçsuz olup aklandığını yayımlama kararının akabinde, Şakarim için gerçek bir aklama söz konusu olur. 1988 yılının sonunda Jalın ve Jazuvşı yayınevleri Şakarim’in iki kitabını yayımlar. 2000 yılında Arıs kitabevi Şakarim’in İmanım adlı şiir kitabını yayımlar. 2003 yılında ise Atamura yayınevi Kazakların Aynası adlı eserini yayımlar. 2007 yılında Almatı’daki Ratiret yayınevi Semey Devlet Pedagoji Enstitüsü bünyesindeki Şakarim Bilgisi Bilimsel Araştırma Merkezi tarafından hazırlanan Şakarim Bilgisi Sorunları adlı beş ciltlik kapsamlı bir çalışma yayımlar. 2008 yılında ise Semey’de Şakarim ansiklopedisi yayımlanır.

Günümüzde Şakarim hakkında yapılan her çalışma Şakarim’in daha iyi tanınmasına ve onun felsefesini daha iyi anlamaya yardımcı olmaktadır. Bu bağlamda Yerlan Sıdıkov’un Kazak Edebiyatının Abidevî Şairi Şakarim adlı çalışma da Şakarim’i bütün yönleriyle tanıtan, tarihe ışık tutan, geç de olsa Kazak okuyucu ile birlikte Türkiye’deki okuyucuların da Şakarim’i tanımasına imkân sağlayan oldukça kapsamlı bir biyografi niteliğinde. Bu vesile ile Şakarim hakkında bu kapsamlı eseri yazan L. Gumilov-Avrasya Üniversitesi Rektörü Yerlan Sıdıkov’u tebrik ediyoruz ve bundan sonra da başarılarının devamını diliyoruz. Ayrıca bu eseri Türkiye Türkçesinde yayımlayarak bize de ulaşmasını sağlayan Avrasya Yazarlar Birliği’ne ve Bengü Yayınları’na da teşekkürlerimizi sunuyoruz.


----------------------------------------------------------------------------
1 Zengin.
2 Büyük Terör/Büyük Kırgın ya da Repressiya: 1934-1938 yılları arasında Türkistan’daki aydınların ceditçi, milliyetçi, Sovyet karşıtı, Sovyet düşmanı gibi asılsız suçlamalarla sürgün edildiği, hapse atıldığı veya katledildiği dönem.


----------------------------------------------------------------------------
* Dr., Gazi Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü, kcemile@gazi.edu.tr
...

»»  Devamı Kardeş Kalemler 93. sayıda...